
Çarşamba Söyleşilerinin bu haftaki konuğu, Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Milas Veteriner Fakültesi Anatomi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Vedat Onar oldu.Temel çalışma alanları osteoarkeoloji (arkeozooloji/zooarkeoloji) ve osteoloji olan Prof. Dr. Vedat Onar, akademik yaşamı boyunca başta Yenikapı Metro-Marmaray kazıları olmak üzere Türkiye'nin birçok antik kentindeki arkeolojik kazılara katılarak arkeozoolojik buluntular üzerinde incelemelerde bulundu. Söyleşide, tarihin en acı olaylarından biri olarak kabul edilen "1910 İstanbul Köpek Sürgünü" hakkında kapsamlı bir sunum gerçekleştirdi.

Sunumunda, köpeğin Anadolu'daki evcilleştirilmesine ilişkin ilk kanıtların yaklaşık 7 bin yıl öncesine uzandığını belirten Prof. Dr. Onar, insan ile köpek arasındaki ilişkinin diğer türlerden farklı ve çok özel bir bağ kurarak günümüze kadar ulaştığını ifade etti. Ancak bu uzun tarihsel süreçte, insanlık vicdanını derinden yaralayan bazı dönemlerin de yaşandığını söyledi. Bu sıra dışı olayların Avrupa'da yaşanan örneklerle kıyaslanamayacak kadar farklı bir toplumsal zemine sahip olduğunu vurguladı.

Konuşmasına Fransız şair ve devlet adamı Alphonse de Lamartine'nin şu sözleriyle başlayan Prof. Dr. Onar, Osmanlı toplumunun hayvanlara bakışını şu ifadelerle aktardı:
"Türkler, canlı cansız bütün yaratıklarla barış içinde yaşıyorlar ister ağaçlar ister kuşlar ya da köpekler olsun, Tanrı'nın yarattığı her şeye saygı gösteriyorlar; hayvanseverlikleri bizde terk edilen ya da zulüm gören bu zavallı türleri de kucaklıyor..."
Prof. Dr. Onar, 1910 yılında adına Batılılaşma ya da çağdaşlaşma denilsin, yaklaşık 80 bin köpeğin İstanbul'dan koparılarak Hayırsız Ada'ya sürülmesinin başlı başına büyük bir trajedi olduğunu belirtti. Açlık ve susuzluk içinde can çekişen, birbirlerini parçalayarak yaşamlarını yitiren binlerce köpeğin aslında Robert Gillon'un ifade ettiği gibi ne açlıktan ne de susuzluktan, "İstanbul hasretinden" öldüklerini dile getirdi.

İstanbul’un Sokak köpeklerinin yıllarca kentin doğal yaşamının bir parçası olduğunu, çöplerin temizlenmesinden mahallelerin korunmasına kadar birçok görevi üstlendiklerini belirten Prof. Dr. Onar, insanların en yakın dostlarından biri olan bu hayvanların 3-4 Haziran 1910 tarihinde büyük bir felaketle karşı karşıya kaldığını söyledi. Köpeklerin İstanbul'dan uzaklaştırılmasına yönelik girişimlerin Sultan I. Ahmed döneminde başladığını, II. Mahmud ve Sultan Abdülaziz dönemlerinde de zaman zaman gündeme geldiğini, ancak en büyük sürgünün 1910 yılında gerçekleştirildiğini anlattı.
Dönemin Batılılaşma ve Çağdaşlaşma anlayışı doğrultusunda binlerce köpek mavnalarla Hayırsız Ada'ya taşındı. İstanbul halkının büyük bölümünün bu uygulamaya karşı çıkmasına rağmen sürgün engellenemedi.
Hayırsız Ada'dan günlerce yükselen haykırışlar ve ulumalar İstanbul'un birçok noktasından duyuldu. Bu sürgün yalnızca hayvanlara karşı değil; merhamete, vicdana ve yaşama karşı işlenmiş büyük bir trajediydi.

Prof. Dr. Vedat Onar'ın sunumu, İstanbul köpeklerinin yaşadığı bu trajediyi tarihsel belgeler ışığında ayrıntılarıyla ortaya koydu. Vicdanları sızlatan bu olayın unutulmaması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Onar, toplumların uygarlık düzeyinin yalnızca insanlara değil, tüm canlılara gösterdikleri merhamet ve saygıyla ölçüldüğünü ifade etti. Çünkü merhametini kaybeden bir toplum, insanlığını da kaybetmeye başlar.
İstanbul köpeklerinin yaşadığı bu sürgün durumu günümüz şartlarıyla değerlendirmek doğru bir yaklaşım olamazdı. O günün şartlarıyla yapılan bu uygulama, yine de Türk insanının içinden hayvan sevgisini atamadı. Bir lokmasını paylaştığı bu canlılar halen İstanbul’un bir parçasıydı.
Sunumun ardından katılımcıların sorularını yanıtlayan Prof. Dr. Vedat Onar'a, Sündüz Esra Onar tarafından EKODOSD’un teşekkür belgesi takdim edilirken, Uzman Klinik Psikolog Mine Didem Arulat tarafından da çiçek sunuldu.
EKODOSD – KUŞADASI



