
Her yıl geleneksel olarak gerçekleştirdiğimiz konaklamalı gezide, bu yıl Datça ve çevresindeki doğal ve kültürel zenginlikleri keşfetme fırsatı bulduk.Profesyonel turist rehberi üyemiz Müeyyet Tiritoğlu Akdeniz’le birlikte, doğanın yeşillikleri içinde, tarihin derinliklerinde ve mavinin serin sularında güzel günler geçirdik.Rotamızın ilk durağında, yöre halkı tarafından yıllarca Çağ Baba Türbesi olarak bilinen, bu nedenle günümüze kadar korunagelmiş piramidal bir mezarı ziyaret ettik.

Yemyeşil bir doğanın içindeki yüksek bir kayanın tepesine inşa edilen bu anıt mezarın başında, antik çağın ünlü boksörlerinden Diagoras’ın ve ailesinin ilginç hikayesini dinledik. “Ben sizi yukarıdan izleyeceğim” diyen Diagoras’ın, savaşta ölen ve tanrılarla kıyaslanan güzellikte ve erdemde olduğu anlatılan yakınlarıyla ilgili etkileyici hikayelerle anılan mezarın görkemli güzelliğini yakından gördük.

Geçmiş yıllarda meydana gelen orman yangınlarının çıplaklaştırdığı doğanın ortasında yemyeşil kalan, asırlık sığla ağaçlarının insana huzur veren yeşillikleri içinden, gürül gürül akan suların yanından yürüyüş yaparak Bayır şelalesinin güzelliklerini fotoğrafladık.
Anılarımızdaki eski Selimiye’den çok fazla bir şey kalmasa da adını antik isminden alan, keçi peynirinden yapılan Losta isimli özel tatlısını ve keçi sütünden yapılan dondurmasını tatma fırsatı bulduk.

Orhaniye’nin mitolojik efsanelere konu olan ünlü Kızkumu plajında denizin içinde yürüdük.Eski Datça’yı anlatmış olan Can Yücel’in evinin kapısında geçmişi yad ederken, restore edilen taş evlerin arasındaki dar sokaklarda dolaşarak Datça’nın eski dokusunu hissetmeye çalıştık.Bir gezi teknesiyle Datça’nın kıyılarını dolaştık, pırıl pırıl sularında yüzdük. Bakir kıyıların yapılaşmadan uzak, doğal güzelliklerini koruyor olması hepimizi sevindirdi.Batı Anadolu’nun en etkileyici antik kentleri arasında bulunan Knidos’u ziyaret ettik. Ören yerine girişte ilk göze çarpan tiyatronun restore edilen taşlarının rengini görünce herkesin yüzünde bir memnuniyetsizlik oluştu. Kazı ekibinin söylemlerinden; Venedik Tüzüğü restorasyon ilkeleri gereği, yeni yapılan bölümlerin eski dokudan ayrılmasının ve arada renk-ton farkı bulunmasının zorunlu olduğunu öğrendik.
Giriş bölümünde yeni düzenlenen otopark ve karşılama alanı dikkat çekiciydi. Ancak antik kentin içinde gezenleri yönlendiren ve bilgilendiren tabelaların eksik kaldığını gördük. Umarız onlar da kısa zamanda tamamlanır.

Antik kentin önemli özelliklerinden biri de sahip olduğu bitki zenginliği. Başta kum zambakları olmak üzere önemli bitki türleri hakkında bilgilendirme tabelaları ve koruma çitleri oluşturulursa, Knidos’un tarihi eserleriyle birlikte doğal değerlerinin de bütüncül olarak korunması ve tanıtılması sağlanabilir.
Datça denilince akla ilk gelen ürünlerin başında badem geliyor. Datçalılar bu değerli ürünü farklı ürünlere dönüştürerek zenginleştirmişler. Datça’nın hemen her köşesinde bademden yapılan çeşitli lezzetleri görmek mümkün. Hatta bademli Datça gazozu bile yapıldığını gördük.
Sındı köyüne giderek buradaki kooperatifin satış mağazasından badem çeşitleri ve bademden yapılan ürünlerden satın alarak yöre halkına katkıda bulunduk. Başka şehirlerde satılmayan sadece bu bölgede olan “Nurlu Badem”i tattık.

“Pilotun Kızları”nın açmış olduğu restoranda mola verdik. Biz uçak kullanan pilotların kızları olduğunu düşünmüştük ancak hikayeleri farklıymış. Babalarının pilotluğu başka bir anlam taşıyormuş. Güzel bir mekan oluşturmuşlar, güler yüzlü hizmetleriyle misafirlerini ağırlıyorlar.
Rotamızın sonunda Marmaris’e uğradık. Sezona iyi hazırlanmış olduklarını gördük; çarşılar pırıl pırıl, her yer temizdi. Ancak esnaf müşteri azlığı nedeniyle iş yapamamaktan şikayetçi, umutları önümüzdeki aylara kalmış durumda.
Datça ve çevresinin güzelliklerini, doğasını, tarihini ve yaşam kültürünü yakından tanıma fırsatı bulduk. Bunun sadece bir gezi değil, doğa koruma, kültürel miras, yerel üretim ve sürdürülebilir turizm bakışıyla bu etkinliği üyelerimizle paylaştık.
EKODOSD – KUŞADASI



