
Bu haftaki etkinliğimizde rotamızı, Muğla’nın Milas ilçesine bağlı Kazıklı Koyu’na çevirdik. Daha ilk adımda, doğanın hem büyüleyen güzelliğini hem de insan eliyle uğradığı değişimi bir arada hissettik.Bir zamanlar dünya yatçılarının gözdesi olan Kazıklı Körfezi’nin, yıllar içinde balık çiftlikleriyle kuşatılarak sessizliğe büründüğünü biliyorduk. Kıyılardan kaldırılan çiftliklerin ardından doğa yeniden nefes almaya başlamışken, bu kez yapılaşmaların yoğunlaştığını gördük. Doğa kendini onarmaya çalışırken, insanın izleri yine peşini bırakmıyordu.

Deniz kıyısından başlattığımız yürüyüşte, sadece bir rota izlemedik; doğanın dilini anlamaya çalıştık. Denizel biyoçeşitliliği, kıyı ekosistemini ve geleneksel balıkçılığın izlerini paylaşırken, aslında kaybetmek üzere olduğumuz değerleri de hatırladık.

Henüz yapılaşmanın ulaşamadığı Taşlık bölgesinin koylarında, çam ağaçlarının gölgesinde yürürken içimize hem huzur hem de bir tedirginlik çöktü. Çünkü bu bakir güzelliğin ne kadar süre böyle kalabileceğini bilmiyoruz.
Ne yazık ki kontrolsüz kullanımın izleri burada da karşımıza çıktı. Araçların neredeyse denizin içine kadar girdiği bu eşsiz doğa alanı, koruyarak kullanılmadığı takdirde geri dönüşü olmayan yaralar alacak gibi görünüyor.

Açıkta kurulan balık çiftliklerinden kaynaklanan yeşil plastikler, halatlar ve yem torbalarının körfez kıyılarını kirletmeye devam ettiğini gördük. Bu unsurların denetim ve kontrol altına alınmadığı sürece kirliliğin artarak devam edeceğini; plastik atıkların yalnızca kıyılarda değil, deniz ekosisteminde de ciddi zararlar oluşturduğunu düşünmekteyiz.
Gürçamlar’da kısa bir mola verdik. Deniz kıyısında yediğimiz yemekler, manzaranın güzelliğine rağmen zihnimizdeki düşünceleri dağıtmaya yetmedi. Çünkü sıradaki durağımız hem doğası hem tarihiyle büyük bir değere sahip olan Kıyıkışlacık’tı.

Son yıllarda liman inşaatları ve dip tarama faaliyetleriyle baskı altına alınan bu eşsiz coğrafyada, doğa ile tarihin nasıl iç içe geçtiğine bir kez daha tanık olduk. İasos Antik Kenti’nde yürürken, geçmişin izleriyle bugünün kaygıları birbirine karıştı.
Üyemiz, profesyonel turist rehberi Müeyyet Tiritoğlu Akdeniz’in anlatımıyla; İasos’un tarihi, mitolojik öyküleri ve Hermias ile bir memeli deniz hayvanı olan yunusun dokunaklı hikayesi, antik taşların arasında yeniden hayat buldu.

Akropolün tepesine çıktığımızda, Güllük ve Kıyıkışlacık manzarası tüm görkemiyle karşımızdaydı. Bu güzelliğe hayran kalmamak mümkün değildi… ama aynı zamanda onu kaybetme ihtimaliyle yüzleşmek de kaçınılmazdı.
Dönüş yolunda, çam ormanlarının arasından geçerken asırlık zeytin ağaçları bize sessizce eşlik etti. Akbük çevresinde hızla yayılan yapılaşmanın doğayı nasıl parça parça yok ettiğini görmek ise içimizi burktu.Bu yolculuk, sadece bir doğa yürüyüşü değil; aynı zamanda bir hatırlayıştı. Doğanın bize emanet olduğunu ve onu korumanın bir tercih değil, bir sorumluluk olduğunu bir kez daha hissettik.Kuşadası’na dönerken, yanımızda sadece anılar değil; doğaya karşı daha güçlü bir sorumluluk duygusu taşıyorduk.
EKODOSD – KUŞADASI



