
Bir zamanlar teller üzerinde yürürken yüzlerce insanın nefesini tutarak izlediği, gösteri sonunda ayakta alkışladığı Cambaz Abdullah Koçarlı, 2021 yılında kalbine yenik düşerek aramızdan ayrıldı. Türk sinemasına konu olabilecek bir hayatı vardı. Ancak onun asıl sahnesi, alkışların sustuğu yıllarda, Büyük Menderes Nehri’nin kıyısında, kayalık bir tepenin yamacında kendi elleriyle inşa ettiği tek odalı kulübesi oldu.
10 yaşında ailesinden ayrılarak hayata tutunmaya çalışan Koçarlı, riskli gösterilerle dolu yılların ardından huzuru Büyük Menderes’in kıyısında buldu. Gürültülü kalabalıkların ortasından, doğanın sessizliğine uzanan bir yolculuktu bu.

Yaşadığı yer kıraç ve taşlıktı. Ancak o, toprağa küsmedi. Ellerini toprağa değdirdi, ağaç dikti, gölge yaptı. Serçin’e gelmeden önce tek bir ağacın bile zor bulunduğu o alan, onun emeğiyle yeşerdi. Kendi yaşam alanını olduğu kadar, bulunduğu ekosistemi de dönüştürdü.
Bugün ise ölümünden sonra o kulübe yıkılmak üzere…
Penceresi kırılmış, eşyalarının büyük bölümü kaybolmuş, yıllarca Serçin yollarını arşınladığı bisikleti alınmış. Bir dönemin sessiz tanığı olan o ev, sahibini kaybettikten sonra sahipsiz kalmış durumda.
Oysa bu küçük kulübe yalnızca bir barınak değil; bir yaşam felsefesinin, bir direnişin, bir sadeleşmenin mekanıdır.
Dünyanın pek çok ekoturizm bölgesinde, hikayesi olan insanların yaşadığı mekanlar “anı evi” olarak korunur, düzenlenir ve ziyaretçilere açılır. Bu mekanlar yalnızca bir yapıyı değil; dönemin ruhunu, insanın doğayla kurduğu bağı ve toplumsal belleği yaşatır.

Bugün Bafa Gölü; yılan balıkları, zengin kuş çeşitliliği, kültürel mirası ve yaşanmış hikayeleriyle önemli bir ekoturizm destinasyonudur. Serçin Köyü ise köy içinde kurulan ekoturizm merkeziyle yerli ve yabancı ziyaretçilerin uğrak noktası haline gelmiştir.
İşte tam da bu noktada, Büyük Menderes Nehri kıyısındaki o tek odalı ev büyük bir anlam taşımaktadır.
Bu kulübe yıkılmadan onarılmalı; Abdullah Koçarlı’nın kalan eşyaları, fotoğrafları, yaşam öyküsü ve sözleriyle birlikte düzenlenerek bir Anı Evine dönüştürülmelidir. Böylece ziyaretçiler yalnızca bir doğal alanı değil, o alanla bütünleşmiş bir insan hikayesini de tanıyacaktır.
Söke Belediyesi ya da Aydın Büyükşehir Belediyesi için yüksek maliyet gerektirmeyen bu proje; bir dönemin alkışlanan cambazını unutulmaktan, emekle yeşertilmiş bir yaşam alanını yıkılmaktan, bölgenin kültürel hafızasını silinmekten kurtaracaktır.
Serçin Köyü, ekoturizm merkezinden sonra bir de insan hikayesini yaşatan bir anı evi kazanmış olacaktır.
Bu yalnızca bir yapının korunması değil; doğayla barışık yaşamın, direncin ve mütevazılığın gelecek kuşaklara aktarılmasıdır.

ABDULLAH KOÇARLI’NIN HİKAYESİ
Abdullah Koçarlı, Muğla Milas’ın Selimiye beldesinde dünyaya geldi. Çocukluğu yoksulluk ve zorluklarla geçti. Üvey annesinden gördüğü şiddete daha fazla dayanamayınca, henüz 10 yaşındayken kaçmaya karar verdi ve kaçtı. Yıl 1943’tü. Karadeveci otobüsüyle Milas’tan İzmir’e gitti.
O yıllarda İzmir Enternasyonal Fuarı kentin en hareketli zamanlarını yaşatıyordu. Sıcak yaz gecelerinde fuar alanındaki yeşilliklerde yatıp kalkarken, kaderini değiştirecek tel cambazlarının çadırının önünde durdu.
“Seninle Bir Dakika” şarkısıyla ünlenen Semiha Yankı’nın babası olan Çukur Muammer’in yanında, 150 kuruş yevmiye ile çalışmaya başladı. Yıllar içinde yalnızca bir yardımcı değil, sahnenin bir parçası oldu. Tellerin üzerinde yürüdü, alkışlarla tanıştı.
O günleri şöyle anlatır:
“Semiha Yankı benim elimde büyüdü. Küçükken ona ben bakardım. Abisi Metin çok iyi bir cambazdı, bir gün düştü ve rahmetli oldu. Şarkı söylemek için İzmir’e gelmişti, yıllar sonra görüşmüştük. Aklımın ucundan geçmezdi ama bir gün kendimi tellerin üzerinde buldum. Cambazlık yaptığım süre içinde bir kere düştüm. İyi cambazdım yani.”

Bir süre sonra Adana’ya yerleşti. Cihan Akın Akrobat Köpekler adlı grupla çalıştı, yurtdışında birçok gösteriye katıldı. Tel cambazlığının yanı sıra sihirbazlık da yapıyordu. En büyük numarası olan “lamba yakma” gösterisinde ters akıma kapılıp elektrik çarpınca, hayatının yönü bir kez daha değişti. Hem cambazlığı hem sihirbazlığı bıraktı.
1965 yılında Bafa Gölü kıyısındaki Canlı Balık Restoran’da çalışmaya başladı. O dönem göl kenarındaki tek restorandı burası. Turizmin yeni yeni canlandığı yıllardı. Karavanlarla, eski Volkswagen araçlarla ya da sırt çantalarıyla gelen yabancı gezginler, Hippiler zeytinliklerin altında konaklıyordu. Koçarlı, ara sıra yaptığı sihirbazlık gösterileriyle turistlerin ilgisini çekiyor, alkışlarla dolu geçmişinden küçük izler sunuyordu, yabancıları eğlendiriyordu.
Ancak bir süre sonra restoran sahibiyle yaşadığı sorunlar nedeniyle işten çıkarıldı. Bunun üzerine restoranın karşısına küçük bir çardak kurdu. Bir çimento kağıdına “Sihirbazın Yeri” yazdı; bira, gazoz ve balık-ekmek satmaya başladı. Bu girişim restoran sahibini kızdırdı ve büfesi silahla kurşunlandı. Koçarlı, “Bize burada ekmek yok” diyerek orayı terk etti ve yolunu Serçin’e çevirdi.
Serçin Köyü muhtarı, ölünceye kadar yaşayacağı küçük kulübenin yerini ona verdi. Parası yoktu. Dağdan topladığı taşlarla yalnızca 9 metrekarelik tek odalı ömrünün sonuna kadar geçireceği bir kulübe yaptı. Çorak toprağı yeşertmek için evinin çevresine onlarca ağaç dikti: fıstık çamı, zeytin, badem, nar, iğde, incir, şeftali, kayısı, karaağaç, kara selvi, zakkum, dut, ayva ve asma…
“Ben ağaçları ve çiçekleri çok severim,” derdi.
Hiçbir düzenli geliri yoktu. Yalnızca yaşlılık maaşıyla geçiniyor, sebzelerini kendi yetiştiriyor, yemeğini kendi yapıyor, çamaşırlarını kendi yıkıyordu. Modern yaşamın uzağında adeta bir Robinson hayatı sürüyordu.

Elektrik telleri evinin üzerinden geçmesine rağmen, ömrü boyunca gaz lambası ve mum kullandı. Evinde buzdolabı, çamaşır makinesi, televizyon yoktu. Tek lüksü küçük, pilli bir radyoydu. 2 tane de ona arkadaşlık yapan kedisi vardı. Serçin’e yıllarca yürüyerek gitti; daha sonra bir vatandaş tarafından hediye edilen bir bisikletle gidip gelmeye başladı. Köyde bisiklete binen nadir insanlardan biriydi.
Kışları tek odalı taş evinde, yazları ise evinin karşısında, Büyük Menderes Nehri’ne yaklaşık 10 metre mesafede kurduğu çardakta yaşadı. Bunun nedeni de hem akrep ve yılanlardan korunuyor hem de geceleri nehir kıyısı serin oluyordu.
İlk geldiği yıllarda hem Bafa Gölü’nde hem de Menderes’in tertemiz sularında yüzmüş, taşkınlarını izlemiş, sepetle balık toplamıştı. Ömrünün son yıllarında ise ayağını bile sokamayacak kadar kirlenen sulara bakıp üzülüyordu. Doğadaki değişimi, gölün ve nehrin dönüşümünü sessizce izleyen bir tanıktı artık.
Abdullah Koçarlı kolay kolay yaşam alanından ayrılmazdı. Eski günlerini yaşatmak için Karakaya Şenliklerine götürmeyi ve bir günde Kuşadası’nda EKODOSD üyelerine deneyimlerini paylaşmayı teklif ettiğimizde kırmamıştı.
1950’li yılların ünlü tel cambazı ve sihirbazı olan Abdullah Koçarlı, bir zamanlar çılgınca alkışlandığı kalabalıklardan uzakta; Bafa Gölü’nün yanı başında, Menderes’in kıyısında, sade ve mütevazı bir hayat sürdü.

2021 yılında 88 yaşında kalbine yenik düştü. Çok sevdiği topraklara veda etti ve Serçin Mezarlığı’na defnedildi.
Hayatını şu sözlerle özetliyordu:
“Cambazlık yaptım, sihirbazlık yaptım, herkesin falına baktım. Bir kendi falıma bakamadım. Hayat 10 yaşımdan beri oradan oraya sürükledi beni. En sonunda suyun kenarına geldim. Yaşamım bu suyun kenarında geçti. Ben buranın en güzel günlerini gördüm. İçtiğim, yıkandığım sular bugün ne hale geldi… Bizden sonrakiler daha neler görür bilmem.”
Bu sözler yalnızca bir insanın hayat hikayesi değil; aynı zamanda doğanın değişimine tutulmuş bir hafızadır.
EKODOSD/KUŞADASI



