• ekokapakresim2.png

İLETİŞİM

Kurumsal Üyeler

Kurumsal Üyelerimiz

Sayaç

Today 8

Yesterday 139

Week 256

Month 2134

All 1907244

Kubik-Rubik Joomla! Extensions

HENÜZ KEŞFEDİLMEYEN BİR DÜNYA MİRASI LATMOS

 

Dünyanın birçok ülkesinde, insanlığın ortak mirası olarak kabul edilen ve evrensel değerlere sahip doğal ve kültürel varlıklar bulunmaktadır. Ülkemizde bulunanlardan bir tanesi de antik adı Latmos olan Beşparmak Dağları’dır. LATMOS; arkeologların, botanikçilerin, jeologların, zoologların ve çevre bilimcilerin araştırmalar yürüterek, nice arkeolojik buluntuları tespit edebilecekleri, endemik ve nesli tehlike altında olan türleri keşfedebilecekleri çok önemli bakir bir doğa alanı ve hiç kazı çalışması yapılmadan binlerce yıllık insanlık miraslarının görülebildiği adeta bir açık hava müzesidir.

Çok eski dönemlerden beri mağaraların insanlar tarafından kullanıldığı, buralarda beslenmelerini, dinlenmelerini, yaşam sürelerini buralarda geçirdikleri bilinmektedir. Dr. Anneliese PESCHLOW’un, Latmos Dağları’nda bulunan Taşköprü Vadisi’nde 2000 yılında tespit ettiği Mal Kayası Mağarası’ da, Neolitik Çağın insanlarının yaşamlarını sürdürdüğü mağaralardan biridir.

Latmos’un engebeli ve kayalık yapısı içinde, mağaraların ve kaya sığınaklarının içine bakıldığında özellikle Bizans Dönemi’nde yoğun bir şekilde kullanıldıkları görülmektedir. 500 Milyon yıllık olduğu bilinen Latmos’un kayaları arasında her an bulunabilecek bir insan ya da hayvan kemiği, insanların kullandığı bir alet, kayalara kazınmış bir yazıt, duvara işlenmiş bir resim insanlık tarihinde değişimlere yol açabilecek buluntular olabilir.

Daha yakın döneme kadar Anadolu Leoparının yaşam alanı olan bu coğrafyada, yaban hayatında henüz kapsamlı bir araştırma yapılmamış, hangi canlıların yaşadığına dair bir envanter çalışması olmamış, zengin bitki örtüsü içinde keşfedilmeyi bekleyen endemik türlere henüz ulaşılamamıştır. Bilim insanları için çok önemli kaynak değerler taşıyan bu coğrafyanın kaya yapıları milyonlarca yıldan buyana günümüze kadar ulaşabilmiştir. Ancak ne yazık ki son yıllarda açılan maden ocaklarıyla geri dönülmez bir biçimde tahrip edilmektedir.

Yaklaşık 30 yıl Latmos Dağları’nda, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın izinleriyle araştırmalar yürüten Alman arkeolog Dr. Anneliese PESCHLOW birçok keşiflere imza atmıştır.Bu keşiflerden biri tarih öncesi döneme ait 8000 yıllık kaya resimleridir. Erken dönem insanının hayal gücünü kayalara yansıttığı bu resimlerin konusu çok ilginçtir.Batı Avrupa Buzul Çağı resimlerinden farklı olarak, Latmos resimlerinin konusunun insan, aile ve çoğunlukla kadınlardan oluştuğu görülmektedir.

 

Çok az sayıda hayvanın betimlendiği resimlerde, süs motifleri, el baskıları ve değişik motif çizgilere rastlandığı görülmektedir.İlkbahar şenlikleri, düğün törenleri, kızını hoplatan anneler, halay çeken erkekler gibi pek çok figürlerin olduğu resimler, Latmos’ta yaşayan insanların mutluluğunu yansıtmaktadır. Gelecekte daha nice bilim insanlarının, engebeli kayaların arasında tarihin akışını değiştirebilecek yeni keşiflere imza atmaları beklenmektedir. Onun için Latmos’un mutlaka korunması gerekir.

Artık Latmos Dağları’na yeni maden ocaklarının açılmasına izin verilmemelidir. Açılan her ocak, Latmos’ta ki insanlık tarihinin yaşam izlerini bir çırpıda yok ederek, hem bir kültürün yok olmasına hem de gelecekte bölgede yapılabilecek sürdürülebilir turizmin başlamadan bitmesine neden olacaktır. Daha da önemlisi bu dağlarda yüzlerce yıldır Latmos kültürünü devam ettiren insanların göçüne neden olacaktır.

Latmos’ta şu an bilinen arkeolojik buluntuların olduğu alanlar, Aydın Kültür Varlıklarını Koruma Kurulu tarafından tescil edilmeye devam etmektedir. Ancak bu coğrafyanın bütünsel olarak korunmaya, araştırılmaya ve keşfedilmeye ihtiyacı vardır.

Kültür ve Turizm Bakanlığı, Tarım ve Orman Bakanlığı, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na bağlı kurumlar ve üniversitelerden oluşacak uzmanlar işbirliğiyle, belki de on yıllar sürecek araştırmalar ve çalışmalar başlatılmalıdır. Doğal ve kültürel kaynak değerleriyle bir Dünya mirası olan LATMOS bütünsel olarak korunabilirse, hem ülkemize çok şey kazandıracak hem de yerelde yaşayan insanların kültürlerini devam ettirmesini, sosyal ve ekonomik anlamda gelişmesini sağlayacaktır.