• ekokapakresim2.png

İLETİŞİM

Kurumsal Üyeler

Kurumsal Üyelerimiz

Sayaç

Today 23

Yesterday 117

Week 23

Month 2536

All 1904098

Kubik-Rubik Joomla! Extensions

SU YOKSA HAYAT YOK, HER SUDA DA HAYAT YOK

 

Yerine başka hiçbir şeyin konulamadığı, ekolojik sistemin temel maddesi olan suyla ilgili EKODOSD Bilim Danışmanı üyesi Yrd. Doç. Dr. Erol KESİCİ  “Aziz “ bildiğimiz su ; Birleşmiş Milletler üyeleri ve diğer dünya ülkelerinin giderek büyüyen temiz su sorununa dikkat çekmek, içilebilir su kaynaklarının korunması ve çoğaltılması konusunda somut adımlar atılmasının sağlanmasında, teşvik olması amacıyla 1993 yılında BM Genel Kurulu, 22 Mart tarihini "Dünya Su Günü" olarak ilan etmiştir ve kutlanmaktadır!.

Dünyadaki canlılığın varlığı, başlangıcı olan su, aynı zamanda yaşam ortamıdır. Tüm canlıların hayatı doğaya ve birlikte yaşamaya göre şekillenmiş ve düzene girmiştir. Su yaşam için yerine hiçbir şeyin konulamayacağı doğanın- canlının en önemli düzenleyicisidir.

Su “hayatsa” hayatı korumak gerekir.  İnsanlara hastalandıktan sonra çare aramak yerine onlara hasta olmamanın yollarını öğretmek ve o ortamı sağlamak gerekir. Neden mi? Dünyamızın %70′ini kaplayan su, canlılarında bünyesinin %70-95 i gibi önemli bir kısmını oluşturan su..  Hayata su ile başlarız, ilk içeceğimiz olan anne sütünün % /%75 i; kanımızın %83’ü SU’dan oluşur.

 Yakıtımız olan güvenilir gıdaları; etin, elmanın, balın, balığın, kirazın, ekmeğin, peynirin, yağın kısacası canlıların, insanların enerji ve onarım kaynağı olan tüm besinlerin % 75-95 i sudur.  Su; beyin fonksiyonlarımız için gereklidir, Vücut sıcaklığını düzenler. Toksinleri temizler. İç organlarımızı korur. Su “her şeydir” Su; yaşamın, enerjinin, gıdanın, kıtlığın, salgının, savaşların, ekonominin güvencesidir. Doğa ise; suyu üretebilen tek bir fabrikadır. Akılcı korunarak, ekolojik ve ekonomik uyum içerisinde olması sağlanmalıdır. Suyu kirleten, suyu sadece kendi hakkıymış gibi kullanan insan, susuz kalmamak- yaşamak istiyorsa doğanın bir parçası olmak zorundadır.

Su kokusuz ve tatsız bir bileşik; diye tanımlanırdı. Her türlü kirlilik; suyu da kirletince, suyun tadı ve kokusu oluştu. Bu farklı koku ve tat; suya ulaşımı engelledi. Halbuki yeryüzündeki tüm canlı varlığının hayatını sürdürebilmesi; temiz ve yeterli su kaynaklarının ulaşılabilir olmasına bağlıdır. “Ancak dünya nüfusunun artması diye başlanırsa” da; teknoloji de artmasına rağmen, küresel ısınmaya bağlı iklim değişiklikleri, suyun yeryüzündeki dağılımı - kullanım şekli, su kaynaklarının kirletilmesi, su hizmetlerinin yanlış yönetimi ve suyun ticarileşmesi gibi etmenler su ile ilgili ciddi sorunlardır.

Dünyada 3 milyara yakın kişi yeterli su ve temizlik/sağlık koşullarından yoksundur ve temiz suya düzenli bir şekilde ulaşamamaktadır. Dünyada her yıl ortalama 5 milyon insan temiz su ile ilgili hastalıklardan dolayı ölmektedir, ya diğer canlılar? Halen dünyada 2,8 milyar insan şehirlerde yaşıyor, bu rakam 2025'te 4,5 milyara yükselecek ve ciddi su sorunlarını beraberinde getirecektir.İnsanların üçte biri 2025 yılında şiddetli derecede su sıkıntısı çekecektir. Temiz suya ulaşamama aynı zamanda; atık su sorunu ve kirlilik oluşturmaktadır.

 

 

Ülkemizde günün teknolojik koşullarına uygun olarak suyu arıtan belediye sayısı %1 bile ulaşmamakta ve sanayi tesislerinin, tarım alanlarının yoğun olduğu bölgelerde de bazı tesis ve belediyelerin (neredeyse nüfusun 60 milyonuna ait) her türlü atık doğrudan derelere, nehirlere, göllere ve denize akmaktadır. Buradan alınan kirli (ağır metal içerebilen) sular tekrar tekrar içme-kullanma suyu olarak kullanılmaktadır. Bu durum akıldışıdır. Hastalıktır! Pahalılıktır!

 

Toplumun yeterli, sağlıklı ve kaliteli suya erişimini sağlayacak önlemleri almak için musluktan akan suların güvenilir olması gerekir. Suyun, sınırsız tükenmez bir kaynak olmadığı,  insanlara en iyi şekilde öğretilmelidir. Su kaynakları; çok sayıda ve uygun yerlere yapılmayan HES, baraj ve göletlerle kurutulmamalı!  İnsanların suyu kirlettiği taktirde bu kirliliğin tekrar kendisine döneceği bilmesi gerekir. Su ile suyun korunma ve kullanılmasıyla ilgili EĞİTİM verilmelidir.” Dedi.

Aydın bölgesinin en önemli su kaynağı Büyük Menderes Nehri, en önemli gölleri Bafa ve Azap gölleri büyük kirlilik tehdidi altındadır.

Büyük Menderes Nehri, üst havzada bulunan Denizli, Uşak, Afyon illerinden kaynaklanan kirliliği, alt havzaya taşıyarak, hem insan sağlığını hem de bölgenin ekosistemini olumsuz etkilemektedir. Son yıllarda Aydın bölgesinde giderek çoğalan jeotermallerin menderese olan etkisi gözle bile görülebilmektedir. Bu şekilde gittiği takdirde yakın gelecekte çok büyük sorunlarla karşılaşılacaktır.

Son 30 yıldır, büyük bir hızla büyüyen, hem nüfusu hem yapılaşmaları artarak devam eden Kuşadası’nın yakın gelecekte ki en önemli sorunu “SU” olacaktır.Tüm su kaynakları yeraltı sularına bağlı olan Kuşadası, kurak geçen yıllarda su kıtlığıyla karşı karşıya kalacaktır. Yaşamını burada sürdürenler, ekonomisi büyük ölçüde turizme bağlı sektörler, bölge tarımı ve doğal hayat bundan olumsuz olarak etkilenecektir.

 

Tek umudu Sarıçay barajı olan Kuşadası’nın en önemli sulak alanı Kocagöl’dür. Gölün çevresinde son 20 - 25 yılda siteler yükselmiş, göl içinde balık üretim çiftliği kurulmuş ve buradaki zengin ekosistem tahrip edilerek küçücük bir göl haline getirilmiştir.

Samson Dağları’ndan gelen derelerin birleşerek meydana getirdiği Kocagöl havzasında bugün binlerce yapı ve bu yapıların içinde önemli türlerin görüldüğü hala devam eden yaban hayatını görmek mümkündür.

Doğal su kaynaklarımızı, gelişmiş ülkelerde olduğu gibi, hoyratça kullanmadan, kirletmeden, kurutmadan, tahrip etmeden, tasarruflu bir şekilde kullanmalı, gelecek nesillere en temiz ve korunmuş bir şekilde ulaştırmalıyız.