• ekokapakresim2.png

ÇARŞAMBA SÖYLEŞİLERİNİN KONUĞU DEĞER EREN OLDU

 

Çarşamba Söyleşilerinin bu haftaki konuğu üyelerimizden Değer EREN oldu. Amatörce arıcılık üzerine araştırmalar yürüten Değer EREN, doğanın mucizeleri olan arılarla ilgili bir sunum gerçekleştirdi.Arılarla ilgili her şeyi okuyup, takip eden ve odağında arıların olduğu konferaslara katılan EREN bunları konuklarla paylaştı. Sunumuna Albert Einstein ‘in söylediği  kesin olmamak ile birlikte kendisine ithaf edildiği bilinen ‘’ Eğer arılar ölürse insanlar da  dört yıl içerisinde yok olur ‘’ cümlesiyle başladı.

Değer EREN “Bu çok doğru bir savdır çünkü arılar sayesinde yiyeceklerimizin ¾ ‘ünü sağlayabiliyoruz. Eğer dolaylı olarak etki ettiklerini de sayar isek gıdanın %90 ‘nında arıların emeği bulunmaktadır. Tek koloni 300 milyon çiçek tozlayabiliyor.Diğer böcekler ve kuşlar da tozlaşmaya yardımcıdır,  fakat arı kadar etkilisi yoktur. Ayrıca arının bilinmeyen fakat önemli bir özelliği daha bulunmaktadır. Uçuşu esnasında yaptığı salınım hareketi ile havayı temizler. Ayrıca havası temiz yerleri çok sever, bahçenizde arı var ise kaliteli bir hava soluduğunuzun kanıtıdır. Onlara iyi davranmalısınız.

Arı insan ilişkisinin tarihi çok eskilere  dayanmaktadır.  Valencia’daki  La Cueva de la Arana mağarasında MÖ 10.000-7000 arasında bulunan resimlerde arıcık faaliyetleri yapıldığı görünmektedir. Çatal Höyükte ise MÖ 6600 yıllarına tarihlenen kovan resimleri bulunmaktadır. Hititler söylencesi olan Telepunide arı dünyaya bereketi getiren doğayı canlandıran hayvan olarak anlatılmaktadır.  Ve tabii ki yanıbaşımızdaki Efes kentinin simgesi de arıdır. Şehrin tanrıçası Artemis’in kutsal hayvanı arıdır.  Artemis tapınağındaki rahiplerin adı yine arı anlamına gelen Melissa’dır.  

Milattan sonra 10 yy larda Likya yöresinde bal avcılığı yapıldığı bilinmektedir. Hatta Likya tipi kovanlıklar hala  Toroslarda kullanılmaktadır.

Osmanlı dönemi  şeker bulunmadığı için bal saray mutfağının tatlandırma malzemesi olarak baş tacı idi. Mutfak masraflarının  % 5 ‘ni bal oluşturuyordu.  1573-74 yılı mutfak tüketimi defterinde 6.5 ton bal kullanıldığı biliniyor. 15 -16 yy’da bal üretimi ile ilgili kanuni düzenlemelere rastlanmaktadır.

 

Günümüze geldiğimizde ise cennet ülkemizin arı nüfusu açısından çok zengin  olduğunu görebiliriz. Ülkemiz  bitki çeşitliliği , endemik  bitkilerin bolluğu hala bakir alanların bulunması ile  bir çok yerel  arı ırkı  için vazgeçilmez  bir ortam olmaya devam ediyor. Ülkemizin her yöresinde arıcılık faaliyeti yapılmaktadır. 25.000 aile arıcılık ile geçiniyor. Kovan adedi açasından dünyada ikinci ,bal üretiminde ise  verimsizlikten dolayı ise dördüncü sıradayız.

 

 

Şu an modern arıcılık ülkenin her yanında yapılmakta fakat aynı zamanda geleneksel yöntemlerle arıcılık  azalarak da olsa Trakya , Ege bölgesi ve Doğu Karadeniz bölgelerinde devam etmektedir. Geleneksel  arıcılık tamamen arı dostu bir yöntem olduğu için arı sağlığı açısından hayati önem taşımaktadır. Bununla beraber,  gazetelerde  her geçen gün daha sıklık ile toplu arı ölüm haberleri çıkmaktadır. iklim değişikliği ,aşırı pestisit kullanımı , şehirleşme, sanayileşme , madencilik ,monokültür tarım faaliyetleri , RES ,HES  santrallerinin etkileri ile habitatlarındaki azalmaya bağlı olarak arı nüfusu  hem dünyada hem de ülkemizde  hızla düşmektedir. Özellikle  erken sanayileşmiş İngiltere , Hollanda , ABD gibi ülkelerde arı nüfusu 1950’deki orandan  70 % daha azdır. Bu ülkelerde arıcılık ekonomik faaliyetten ziyade hobi olarak yapılmaktadır ve var olan nüfusu koruma odaklıdır. İngiltere ve Hollanda ile ortak proje yapılmasının sebebi onların bize gelecekten haber verebilmeleri ve bizden önce  kullanmaya başladıkları modern tarım  yöntemlerinin arılar üzerindeki etkisini  bu günden hissetmeleri . Arı poleninde yapılan testlerde 150 adet kimyasal kalıntıya rastlanmış. Arı ölümlerinin temel sebebi ise tarımda kullanan zararlılar ile mücade ilaçları ve monokültürel tarım  faaliyetleri.

Arılar da tıpkı insanlar gibi tek tip beslenme yapınca hastalanıp ölüyorlar , çiçek olmadığı zamanda  yapay beslenmeye ihtiyaç duymaya başlıyorlar . Bu da arı ırkının bağışıklığını azaltıyor ve hastalığa açık hale getiriyor. Ülkemizden insan müdahalesinin etkiliği başka bir örnek de  dünya çam balı üretiminde birinci sırada olan Muğla yöresinden. Bölgede arıcılık çok eskiye dayanıyor fakat 1950 sonrası ağaçlandırma faaliyetlerinde ormanlar çam ormanına dönüşüyor.Bu da eskiden kış balı yapmak için arıların kullandığı püren bitkisinin azalmasına yol açıyor. Fruktoz oranı yüksek çam balı ile kışlamaya çalışan arılar ise ölüyor. Şimdi arıları yaşatmak için tüm çam balı toplanıp ikame arı keki veya başka bir bal konuyor. Doğadaki yerel habitatı bozmamak önemli , bozulmuş alana ise dikilecek her bitki yerel ve çeşitli olmalıdır. Bitkisel çeşitliğin korunması hem insan hem de arı sağlığı için şarttır.

Arıların sağlıklı olması için esasında yapmamız gereken çok basit bir yöntem var . Onların doğal davranışlarını izlemek  . Onlar bize en doğru  göstereceklerdir. Örnek olarak , arılar yuvalarını yüksek yere kurarlar eğer bizde kovanları yerden yüksek bir yere yerleştirir isek onları hem nemden hemde zararlı  böceklerden korumuş oluruz. Hem de onlara gereken saygıyı göstermiş oluruz.

Doğal formda arılar iç içe yuvarlak formatta petekler yaparlar ve bu da ısıyı en iyi şekilde korumayı sağlar. Kış aylarında kovanın üst tarafına doğru giderler çünkü ısınan hava yükselelir ve bal yukarıdadır. Böylece en az enerji harcayarak hem beslenme hem de ısı korumayı sağlarlar fakat modern kovanda bu imkan olmaz .  Geleneksel kovanlarda bu formu oluşturabilirler.

Arılar çalışmalarında iç güdüsel olarak ayın döngüsünü  takip ediyorlar. Frekansları yüksek hayvanlar ve bu döngüden etkileniyorlar. Makedonya’da , Polonya’da ayın döngüsüne göre arıcılık yapanlar hala mevcut . 1950 ‘li yıllarda Alman Maria Thun biodynamic arıcılık takvimini geleneksel arıcılar ile çalışarak çıkartmış ve hala bu takvim birçok yerde kullanılıyor.

Arıların kendilerini ve kovanlarını korumak için ürettikleri propolis tam bir antiseptic ve antiviral bir ürün . Kendilerini koruyacak güçteler yeter ki biz onların sağlıklı çalışmasına izin verelim.

Ve en önemlisi arılar hakkında konuşalım. Onların önemini her sohbet ortamında anlatalım ki onlar sadece bal yapan  hayvanlar olarak görülmesinler .Tıpkı antik dünyadaki gibi  tüm doğal hayatın devamını sağlayan tanrısal bir hediye  olduklarını hatırlayıp onların yaşaması için elimizden gelenin fazlasını yapalım. “ diyerek sunumunu bitirdi.

Antik dönemde Mısır’a kadar ihraç edildiği bilinen, Latmos’un ünlü Karya ballarının üretildiği Beşparmak Dağları’nda ki kovanlıklar ve günümüzde yapılan arıcılıkla ilgili bilgiler verildi.

Sorulan sorulara cevap verdikten sonra Değer EREN’e, genç rehber adaylarından Cengiz ÖZTÜRK tarafından EKODOSD’un teşekkür belgesi takdim edildi.