• 2.jpg
  • annelise1.JPG
  • caretta.JPG
  • gerga.JPG
  • gezi.JPG
  • karyalikadin.jpg
  • kaya.jpg
  • kayaresim2 (2).jpg
  • leylek.JPG
  • mustafacaretta.jpg
  • pardus.jpg
  • pecelibaykus.JPG
  • sahinucur.JPG
  • sualti.jpg
  • tepeli (2).JPG
  • tullusah.JPG
  • yedilermanastir.JPG

NEHİRLERİMİZDEKİ BİYOLOJİK BOMBALAR

Ege Bölgesi’nin en büyük akarsuyu olan Büyük Menderes Nehri, Afyon Dinar Suçıkan bölgesinden doğarak, 584 km. boyunca kıvrıla kıvrıla Dilek Yarımadası Büyük Menderes Deltası Kafa mevkiinden Ege Denizi’ne ulaşmaktadır. Etrafında yüzlerce köy, kasaba, ve kentin şekillendiği Büyük Menderes Nehri’ne, onlarca dere ve çayın beslediği görülür.

Çağımızın en büyük sorunlarından biri olan çöpler, ne yazık ki nehirlerimize, derelerimize ve çaylarımıza atılarak sulak alanlarımız kirletilmektedir.

Yaptığımız araştırmalarda akarsularımıza çöplerin yanı sıra, halk sağlığı için çok büyük tehlike içeren ölü hayvanların da atıldığı görülmektedir.

Genellikle kırsal kesimlerde hayvancılık yapanlar, büyükbaş ya da küçükbaş hayvanları bir hastalık sonucu öldüğünde, bunları çukur açıp, üzerine kireç attıktan sonra gömmek yerine, daha kolay bir yolu seçmektedir.  “Akarsu mundar tutmaz” denilerek, bu hayvanları kendi bölgesinden uzaklaştıracak en kolay işlemi seçip, Büyük Menderes Nehri’ne atmaktadır.

EKODOSD bilim danışmanı üyesi, ADÜ Veterinerlik Fakültesi Patoloji Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof.Dr.S.Serap Birincioğlu “Her yıl dere ve nehir yataklarında karşılaşan hayvan leşlerinin sayısı artarak devam etmektedir.  Bunların çoğunluğunu, öldükten sonra sahipleri tarafından akarsulara atılan evcil memeli hayvanlar oluşturmaktadır.  Daha az sayıda ölen ya da öldürülen yaban hayvanlarına da    (domuz, kemirgenler, tilkiye…) rastlanmaktadır. Maalesef ülkemizin tüm bölgelerinde yaygın olarak kullanılan bu yanlış ve tehlikeli yöntem biyolojik bomba niteliğindedir.

Ölü hayvanlardan sulara karışan çeşitli enfeksiyöz ajanlar, akarsu güzergahı boyunca insan ve hayvanlara kolaylıkla bulaşabilmekte, hatta denizlere ulaşabilmektedir. Bunlar arasında hayvanlardan insanlara geçebilen ve zoonoz  olarak adlandırılan   hastalıklar en önemlileridir. Bu hastalıklardan bir bölümü ihbarı mecburi statüsüne alınmıştır.

3285 Sayılı Hayvan Sağlığı ve Zabıtası Kanununa Göre İhbarı Mecburi olan ve bölgemizde yıllardır görülen zoonoz hastalıklar; sığır tüberkülozu, anthrax (şarbon), kuduz, brusellozis ve kuş gribidir. Madde 10; ‘bu hastalıktan ölen hayvanın kokuşması halinde,   derileri yüzülmeden ve uygun bir şekilde nakledilerek diğer hayvanların temas etmeyeceği, akarsulardan uzak, yeraltı sularını kirletmeyecek şekilde en az iki metre derinliğindeki çukurlara kireçlenerek gömülmeleri veya yakılmaları gerektiğini’ bildirir.  Salgınların yıllardır kontrol altına alınamamasında; kontrolsüz hayvan hareketleri, hastalıkların ihbar ve imhasının yapılmaması, nehirlere ve çöplere atılması önemli faktörlerdir.

Biyolojik silah olarak da bilinen şarbon hastalığı  ( Basillus anthracis)  bunlar içerisindeki en tehlikelisidir. Ani ölümlerle seyreden ve kolay farkedilemeyen  bu hastalıkta, bakteriler sporlaşarak direnç kazanmakta ve uzun yıllar  canlılıklarını korumaktadır.   Şarbondan ölen bir hayvanın nehirlerde kilometrelerce sürüklenmesi, düşünebilecek en korkunç senaryodur. Kuduz, yaban hayatta spontan olarak varlığını sürdürmektedir, tüberkülozlu sığır sayısı hiç de az değildir.  Yukarıdaki bildirilen yönetmeliklerin yaptırımı ve uygulanması bu sebeplerle çok önemlidir.

 İhbarı mecburi olmayan zoonoz hastalıkların sayısı da uzun bir liste oluşturmaktadır. Bazıları kist hidatik (E. granulosus, E. multilocularis) Leptospirosis, Leishmaniasis, Erlichiosis, Toxoplasmosis, Campylobacteriosis,  Salmonellosis, Listeriosis…olarak sayılabilir. Kendinizi, insanları, hayvanları, çevrenizi, ülkenizi korumak adına ölen hayvanları asla çöpe, nehre ve denize atmayınız. Derin çukurlara gömün, sönmemiş kireç dökün veya en yakın resmi kurumlara ihbar ediniz.” Dedi.

 Büyük Menderes Nehri’ne atılan hayvan leşlerinin bazıları da domuzlardır. Vurulan domuzlar ayaklarından bağlanarak, bir beygir yardımıyla menderes kıyısına getirilerek “su nasıl olsa götürür” mantığıyla nehre atılmaktadır.

 Suyun götürdüğü son nokta denizlerimizdir.

 

Birçok hayvan leşinin biyolojik bir bomba gibi çevreye yayıldığı ve halk sağlığı açısından büyük tehlike oluşturduğu görülmektedir.

 Ekmeğini sudan çıkaran, sudan beslenmesini sağlayan birçok insan bulunmaktadır.

 Çiftçiler zaten kalite düzeyi düşük olan suyla ürünlerini sularken, bu tür hastalıklı hayvanların yol açabileceği tehlikeyle de karşılaşmaktadır. Su kıyısına vuran leşlerin köpekler tarafından yendiği ve bu hayvanların sahiplerinin evlerine döndüğü görülmektedir. Dolaylı olarak birçok hastalığın yayılacağı bilinmelidir.

 

Özellikle yağmurlu günlerde leşlerin Menderes üzerindeki köprülere takılı kaldığı görülmektedir. Vatandaşlar hastalık yaymaması için, hayatlarını tehlikeye atarak kendi imkanlarıyla leşleri takılı kaldıkları yerden kurtarıp, suyun tekrar götürmesi için mücadele etmektedir.

 

Bu konuda Gıda, Tarım ve Hayvancılık İl Müdürlüğü, Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü, Orman ve Su İşleri Şube Müdürlükleri, Yerel yönetimler ortak bir çalışma yapmaları halk sağlığı açısından çok önemlidir. Bu tür hayvan ölümlerinde ve vurulan domuzlarda nelerin yapılması gerektiği konusunda özellikle kırsalda bir çalışma yürütülmesi, bilgilendirme yapılması ve bunların kahvelere asılacak posterlerle duyurulması, ölen hayvanların sulak alanlara ve doğaya atılmasını önleyecektir. Nehirlerimizin çöpler ve leşler değil, herkesin yararlanabileceği temiz ve sağlıklı sular getirmesini diliyoruz.