• 2.jpg
  • annelise1.JPG
  • caretta.JPG
  • gerga.JPG
  • gezi.JPG
  • karyalikadin.jpg
  • kaya.jpg
  • kayaresim2 (2).jpg
  • leylek.JPG
  • mustafacaretta.jpg
  • pardus.jpg
  • pecelibaykus.JPG
  • sahinucur.JPG
  • sualti.jpg
  • tepeli (2).JPG
  • tullusah.JPG
  • yedilermanastir.JPG

2009 yılının son etkinligi-GÖLCÜK

  

2009 YILININ SON ETKİNLİĞİNDE

DOĞA VE TARİH ZENGİNİ BİR COĞRAFYAYA GİTTİK

3 Aydır yorucu geçen etkinliklerden sonra, 2010 yılını dinlenmiş bir vaziyette kutlamak için, bu hafta yumuşak bir parkur olan Ödemiş İlçesi’nin Gölcük yaylasına gittik.

 

Önce Zeus’un sonra H.İsa’nın şehri olarak anılan, Aydınoğullarından bu yana bir Müslüman şehri olarak bilinen, Sarıyar Deresi’nin iki yamacına kurulu Birgi Kasabasına geldik.

 

   1763 yılında Mustafa Şerif Çakırağa tarafından, ahşapları Venedik’ten getirilerek yapılan Birgi’nin en ünlü yapılarından olan Çakırağa Konağı’nı gezdik.

1334 yılında büyük donanmayı kuran ilk Türk denizcileri arasında yer alan Aydınoğulları beyi Mehmet Beyin oğlu olan Gazi Umur Beyin hikayesini dev heykelinin yanında anlattık.

1312 yılında Aydınoğlu Mehmet bey tarafından yaptırılan ve hiç çivi kullanılmayan ahşap işçiliğiyle ünlü ve çinilerle kaplı minaresiyle muhteşem bir mimari yapıt olan caminin tarihi, müezzin Erol Hoca tarafından anlatıldı.

Minberi ve pencere kanatları döneminin ahşap işçiliğinin önemli örneklerinden olan yapıt, ceviz ağacından kündekari tekniğinde yapılmış. Üç, beş, sekiz ve on kollu yıldızlar ile dörtgen, altıgen ve sekizgenlerden oluşan geometrik kompozisyonlarda, herbir geometrik motifin yüzeyi grift bitkisel örneklerle bezenmiş olduğu, Erol Hoca tarafından yapıtın üzerinde gösterildi. 1995 yılında çalınan minberin kapı kanatları, Londra'da bir müzayedede satılırken, duyarlı bir İngiliz tarafından ihbar edilerek yakalanmış ve ülkemize iadesi yapılmış.

Tavanını antik sütunların tuttuğu cami yapıldıktan sonra uzun yıllar kışları sıcak, yazları serin olduğu, yapılan yanlış restorasyonlar nedeniyle günümüzde bu durumun tersine döndüğü, hatta yaz aylarında sıcaklar nedeniyle vantilatör çalıştırıldığı söylendi.

Eteklerinde yeşillikler içinde Bozdağ Kasabasının olduğu, zirvesi bembeyaz karlarla kaplı Mitolojik efsanelere konu olan Bozdağ’ın batı tarafından yürüyüşe başladık.

1938 yılında buraya gelen İsmet İNÖNÜ’nün, gölü gördüğü bu noktada “aaaaaaa” demesinden dolayı, adı “ a “ tepesi olarak kalan yerden ormana doğru girdik.

Hiç çıkışın olmadığı, sürekli inilen ve yumuşak bir zemin olan parkurda, Gölcük’ün muhteşem manzaraları eşliğinde yürüdük. Manzara izleme teraslarından Gölcük’ün harika doğasını izledik.

Gölcük yaylasında bulunan yüzlerce yıllık devasa boyutlardaki kestane ağaçlarını hayranlıkla inceledik.

Türkiye’nin kestane ambarı olan Aydın Bölgesi’nden sonra kestanenin en fazla çıktığı coğrafya olan bölgedeki kestane ağaçlarının birinin gövde çevresinin 10,5 mt. olduğunu gördük.

Kolay geçen yürüyüşün bitiminde, Gölcük kenarındaki yerleşim yerlerine geldik.

Bozdağ eteklerindeki köylülerin kendi ürettikleri ürünler, üyelerimiz tarafından satın alınarak, yöre insanlarına ekonomik olarak önemli katkı yapıldı. Özellikle kestaneler ve cevizler kapışıldı.

Yürüyüş sonrası Tire İlçesi’ne gelindi. Şirin bir kasaba niteliğinde olan Tire’de, müzedeki arkeolojik eserleri inceledik. Bugüne kadar hiç görmediğimiz seramik bir lahit çok ilgimizi çekti.

Türkiye’nin en ünlü turistik yerlerinden biri olan Kuşadası’nda, hala bir müzenin bulunmayışının üzüntüsünü yaşıyoruz. Denizden ve toprak altından çıkarılan bir çok arkeolojik buluntuların, yakın döneme ait etnografik eserlerin, doğa zenginlikleri ve dünyada ender rastlanılan bir balina iskeletinin olduğu Kuşadası’nda, bir doğa ve tarih müzesinin yapılması için, herkesin duyarlılık göstermesi ve destek olması gerektiğine inanıyoruz.

Tire Müzesinde etnografya bölümünün olduğunu gördük. Coğrafyasında bir zamanlar cirit atanTürkiye’nin en namlı efelerin ve dönemin kadınlarına ait giysileri ve silahları inceledik.

Etkinliğimizin finalinde yeşillikler arasında suların aktığı, dönme dolapların döndüğü eski bir değirmenden restorana dönüşen, Tire’deki Değirmen restorana geldik.

Kıl çadırdan yapılan restoranda, Tire’ye özgü lezzetli yemekleri tatma fırsatı bulduk. 2010 yılında da, bölgemizdeki doğal ve tarihin zengin olduğu yerleri üyelerimize tanıtmaya devam edeceğiz. Ayrıca doğal hayat, çevre ve tarihin korunmasına yönelik çalışmalarımız ve projelerimiz devam edecektir.

EKOSİSTEMİ KORUMA VE DOĞA SEVENLER DERNEĞİ

KUŞADASI